Beynimin derinliklerinde kağıda dökülecek bir iki düşünce ararken aklıma bu  soru takıldı. Neden yazarız? Bunun için binlerce neden sayılabilir, ama ben tek bir neden söyleyeceğim ya da  birkaç neden. Evet biz iletişime ihtiyaç duyarız. İçimizi dökmeye… Bunun için dostlar ararız ama bulamayız ya da buluruz da yeterli olmaz. En çok dostu olan , dünyanın en iyi dostuna sahip olan kişi bile dünyanın en yalnız insanıdır. Bu insanın doğasında vardır. Kimseye güvenemeyiz, kimseyi dinlemek istemeyiz. Bunu vakit kaybı olarak görürüz. Bunun sonucunda da hepimiz insan olduğumuz için gururumuzdan, değerli yaşamımızdan, bir aralık bulunca hemen kendimize harcayacağımız zamanımızdan hiçbir şey veremeyiz. Eğer işimize yarayacak bir şey anlatmıyorsa kimse kimseyi dinlemez, dikkate almaz. Biz de kendimizi beğenmişliğimizle, yüksek egomuzla yalnızlığa hapsoluruz. Yirmi yıl hüküm giymiş suçlular gibi kaleme ve kağıda sarılırız. İçimizden geçenleri ilk kez söyleriz. Evet bu yalnızlıkta alışık olmadığımız bir duyguyu hissederiz. Evet mutluluğu… Ömrümüzü masa başında geçiririz. Kalbimizdeki boşluğu yazarak doldurmaya çalışırız. Sonra kitap biter, basılır, en çok satanlar listesine girer, ünlü oluruz. Belki bizi seven, bize hayran olan insanlar çıkar. Evet, insanların kalbindeki ve ruhundaki boşluğu birazcık da olsa doldurmuş oluruz. Ama dostluğun yeri henüz dolmamıştır. Birileri oraya kiracı olmak ister ancak izin vermez ruhumuzun gardiyanları. Çünkü artık yalnızlığa mahkumuz. Ve biz bunu bilerek yapmışızdır Sonunda çoğu insan gibi başarının tadına bakarız. O yaşamınızdaki en değerli şeydir, kimi zaman bizden bile değerlidir. İşte o zaman tüm yaşamınıza karar veririz: Evet, yazar olacağız…

Aslında kimi zaman neden tam olarak bu değildir. Dünyaya bir şey bırakma ihtiyacı da buna etkendir. Belirli bir yaşa geldikten sonra sanki her şey birdenbire değişmiş gibi “Eyvah, yaşlandım!”  deriz. Dünyaya bir şey bırakamama düşüncesi kaplar beynimizi. İnsanları bizi nasıl hatırlayacak diye kara kara düşünürüz. Bizi hatırlayacak bir insan yoktur çünkü. Paramız varsa insanların saçma ya da tehlikeli bulduğu her şeyi deneriz. Kendimize süper hızlı bir motosiklet alırız , aşırı hız ve alkolden ehliyetimizi kaptırırız.Kendimize yeni bir dost, arkadaş, sevgili ararız, ya bulamayız ya da sonradan anlarız ki gerçekten istediğimiz bu değildir. Adrenalin tutkumuz geçer ve doğru düzgün düşünmeye başlarız ben ne yapıyorum diye. Ya genç yaşta yaşlılığı kabul edip bir köy evine çıkarız ya da yeni şeyler aramaya devam ederiz. Sabrımızın elverdiği  yere kadar deneriz. Eğer şanslıysak istediğimizi buluruz. Söylemek istediğim yere geliyoruz, işte bu bazen yazı yazmaktır. Yalnız bu durumda yazılan yazılar ötekilerden farklıdır. Ya çok sönüktür ya da aşırı heyecanlıdır. Bir süre sonra orta yolu buluruz. Denediğimiz ama yapamadığımız şeyleri yapan insanlar hakkında yazarız. Çok satan ve çılgın romanlar yazarız. Kahramanımız bizim tırmanmaktan korktuğumuz dağa tırmanır, gösteremediğimiz cesareti gösterir, bulamadığımız dostu bulur, sevgilisi mükemmeldir, motosikleti de çok iyi kullanır. Belki bizim hapse girmemek için yapmadığımız psikopatlıkları yapar. Bir gün ünlü oluruz, biri röportaj yapmaya gelir ve sorar.Bu hikayeler nereden çıkmıştır? Hayal gücümüz nasıl bu kadar iyidir? Tabii ki yalan söyleriz çünkü bunların başarısızlıklarımız olduğunu söyleyemeyiz.Ve sonuç, kendimizi  yine yazıda bulduk.